ERP nedir?

ERP: Enterprise Resource Planning

Stajda edindiğim bilgileri aktarmaya burada kullanılan ERP sistemini tanıtmakla devam ediyorum.

Staj yaptığım şirkette Uyum Soft adındaki ERP yazılımı kullanılıyor. Deneyimli arkadaşlar zaten ERP sistemlerinin nasıl çalıştığını ve ne amaçla kullanıldığını biliyordur. Ben hiç bilmeyen arkadaşlara yönelik, basit bir şekilde anlatacağım ERP sistemlerini.

ERP sistemi, bir fabrikadaki tüm malzeme hareketini, siparişleri ve üretimi kayıt altına alan bir bilgisayar yazılımı. Gelen hammaddenin tamamı kalem, kalem sisteme tanıtılıyor. Hangi depoda stoklanıyorsa sisteme de o şekilde kaydediliyor. Fabrikanın bölümleri, altbölümleri, iş istasyonları ve hatta makineler veya üretim bantları sisteme tanıtılıyor. Bunların bütün özellikleri de sisteme tanıtılabiliyor.Üretim yapan personelin tamamına sicil numaraları veriliyor ve bunlar da sisteme tanıtılıyor. Üretimde kullanılan kalıplar ve diğer malzemeler de sisteme tanıtılıyor. Makinelere kalıp bağlama süreleri, ürünlerin çevrim süreleri, başlangıç firesi miktarı, çevrim başına sarfedilecek hammadde gibi üretimin verimliliğini belirleyen değerler de sisteme tanıtılıyor.

Bütün bu bilgiler sisteme girildikten sonra, fabrikaya bir sipariş geldiğinde sipariş sisteme giriliyor. Sipariş alındıktan sonra, diğer siparişlerle beraber aylık/yıllık üretim planlamaları yapılıp sisteme giriliyor. Gelişmiş ERP sistemlerinde üretim planı da otomatik olarak sistem tarafından yapılıyor. Ama benim staj yaptığım yerde, haftalık üretim planları yapılıyor ve bu planlar hammadde stok durumlarına ve siparişlerin önceliğine göre üretim müdürü tarafından yapılıyor. Yapılan planlamaya göre alınması gereken hammadde siparişleri otomatik açılıyor. Üretilecek ürünü oluşturan diğer altürünlerin işemirleri de otomatik açılıyor. İşemirleri ilgili bölümün sorumlularına bilgisayar ortamında ulaşıyor. Bölüm şefleri, işemirlerini işçilere veya ustabaşı/postabaşılarına ulaştırıyor ve talimat veriyor. Kullanılması gereken kalıplarla ilgili bilgi de otomatik olarak kalıphaneye gidiyor.

Vardiya bitiminde ise ustabaşıları yapılan üretimi ve kullanılan malzeme bilgilerini sisteme giriyor. Böylece sistem her vardiya bitiminde güncellenmiş oluyor. Yazılım aynı zamanda verimlilik raporları oluşturuyor. Böylece malzeme kullanımı, makinelerin gerçek verimliliği ve personel verimliliği gibi bilgilere kolayca erişilebiliyor.

Reklamlar

Stajdan İlk Gün İzlenimleri

Bu yaz birçok yerden ret yedikten/cevap alamadıktan sonra, bugün nihayet Atmaca Elektronik (Sunny)’de stajima basladim. Yirmi iş günü sürmesi gereken stajin daha ilk gününde baya sıkıldım ve dolayısıyla bir post yazma ihtiyacı hissettim. Bugün için, ilk izlenimlerimi ve buradaki üretimi yazacağım.

Atmaca Elektronikin fabrikası İstanbul Esenyurt’da. Dört grup ürünün üretimi burada yapılıyor. LCD televizyonlar, uydu receiver kutuları, ev eşyaları (elektrik süpürgesi, kettle, mutfak robotu, vs.) ve bilgisayar (masaüstü).

Üretim alanları şu şekilde: SMD, otomatik dizgi, manuel dizgi, enjeksiyon, boyahane ve son montaj.
SMD de TV ve uydu receieverlarin icine konacak olan kartlar (board) üretiliyor. Bu kartların üzerindeki 1-2 milimetrelik parçalar bu bölümde yerleştiriliyor. Otomatik dizgide ise biraz daha büyük parçalar otomatik olarak kartların üzerine diziliyor. Manuel dizgide ise daha da büyük parçalar olan USB ve scart girişleri elle monte ediliyor.

Boyahane ve enjeksiyon bölümlerinde ürünlerin plastik aksamı üretiliyor (TV ön kapak). Son montajda ise ürün tamamen monte ediliyor, test ediliyor ve paketleniyor.

Şimdilik buradan bu kadar. Daha detaylı teknik bilgiler öğrendikçe yazacağım.

Modern Kölelik

Dün L’Oreal’de staj görüşmesindeydim.  Matrix ürün grubu müdürü, Barbaros beyle görüştüm. Kurumsal Türkiye gerçekleriyle ilk defa tanıştığım bu görüşme beklediğim gibi geçmedi. Barbaros bey de bu konuda benle hemfikir olur zannediyorum.

L’Oreal büyük bir kurum. Uluslararası en büyük kozmetik firması. Birçok dünyaca tanınmış marka, süper satış rakamları, kariyer fırsatları… Henüz üniversitede olan ben için büyük bir şans!

Barbaros bey bana diyor ki, benim PM’lerim gece 12 lere kadar çalışıyor. Eğer staj yaparsan sen de 8-9’lara kadar çalışacaksın.

Kapının eşiğine ayağımı koyabilmek için, “Tabii 8-9 ne demek, ben de 12’lere kadar çalışırım” demem lazımdı. Ben ise working hard ve working smart arasındaki farktan bahsettim. Bana göre bir pazarlamacının performans kriteri günlük ofiste geçen vakit olmamalıydı. Günümüzde yapılan işlerin bir kömür madeninden kömür çıkarmak veya bir assembly line‘da sürekli aynı vidayı takmak gibi olmadığını söyledim. Yaptığımız işin aynı işi sürekli tekrarlamak değil, yeniyi, farklıyı bulmak olduğunu söyledim.

20. yüzyılın başlarında sanayi devrimiyle beraber, verimlilik kavramı hayatlarımıza girmişti. O zamanlar verimlilik, daha az malzemeyle, enerjiyle ve daha az vakitte, daha çok ürün elde etmekti. Bütün sınâi gelişmeler bunun üstüne kurulmuştur. Daha az inputla, daha çok output elde etmek.

2011 yılında, L’Oreal gibi bir firmadaki bir ürün grubu müdürünün coworkerlarına (worker değil, coworker) bu yaklaşımla yaklaşması beni çok rahatsız etti. Daha az girdiyle:

  • stajyer maaşı – bu arada hiç maaş konuşmadık bile
  • stajyerlerin çalıştıkları yerde hiçbir hukuki hakkı olmuyor İş Kanunu’na göre,

daha çok ürün elde etmeye çalışıyor:

  • 8-9’lara kadar çalışmalıymışım
  • okulun bitmesini beklemem gerekmiyormuş hemen başlamalıymışım
  • okul önemli değilmiş
  • başlarsam 11 ay devam etmem gerekiyormuş, vs.

Kısacası, bir stajyerle bir full-time çalışan açığını kapatmaya çalışıyor.

Günümüzde beyaz yakalı çalışanlara bir makine olarak bakmak büyük şirketlerin bir hatasıdır. Gece 12’lere kadar çalışan bir insanın verimli olabileceğine inanmıyorum. Çalışanları gece 12’lere kadar çalıştırmak müdürlerin övünç kaynağı olmamalıdır. Eğer bir işyerinde çalışanlar makine gibi görülüyorsa, ters giden bişeyler var demektir.