Simülasyon ve Metrobüs

Yaklaşık 1 aydır okulda aldığım simülasyon dersinin dönem projesi ile ilgileniyorum. Kısaca simülasyon nedir, ne amaçla, nasıl yapılır anlatalım.

Simülasyon, Türkçe’ye benzetim olarak geçmiş. Gerçek bir sistemin veya sürecin içindeki sistem objeleri arasındaki ilişkiyi taklit eden bir model oluşturmaya verilen addır. Simülasyonun amacı bir sistemle ilgili yapılacak değişikliklerin değişiklikleri gerçekleştirmeden önce ne gibi sonuçlar doğuracağını görmeye yarar. Özetle evaluate what-if, before what-if occurs (Arena, simülasyon software’in punch line’ı) şeklinde özetlenebilir. Simülasyon yapmak için ise sistemle ilgili veriler toplanır, bu veriler kullanılarak bir model oluşturulur, veriler belli bir dağılıma uydurulur, bu dağılımlar modele konulur, bilgisayar yardımıyla rassal sayılar üretilerek model çalıştırılır.

Proje kapsamında, İETT’den metrobüs sistemi ile ilgili yüklü miktarda veriler aldık. Turnikelerden geçen insan sayıları, duraklara göre saatlik bazda kaydedilmiş. Biraz inceleyince çok ilginç veriler var. Bu kadar insan buralardan nasıl geçiyor diyorsunuz. Örneğin 2011 Mart ayında 15.468.543 kişi metrobüsü kullanmış. Şubat ayında Avcılar istasyonundaki turnikelerden 1.148.946 kişi geçmiş. Analiz yaptığımızda incelediğimiz duraklardan biri olan Zincirlikuyu durağından saat 8 de ortalama 3.700 kişi geçiyor.

Projemizde metrobüsün bütün duraklarını ele alamadık. Çünkü toplam 33 durak var. İnanılmaz kompleks bir sistem. İETT’de görüştüğümüz bir çalışan bize metrobüs için simülasyon modellemesi yaptığını söylemişti. Kendisi bir doktora öğrencisi. Bütün bir sistemi tek başına modelliyor. Bütün sistemi modellediğinde bilgisayarların ve yazılımların yetersiz kaldığını söylemişti.

İşin garip yanı, bu modelleme metrobüsün yapımına ilk başlangıç tarihi olan 2007’den 4 yıl sonra gerçekleşiyor. Tek bir kişi tarafından yapılıyor. Oldukça acemi bir kişi tarafından yapılıyor. Tecrübeli bir ekibin ancak altından kalkabileceği bu büyük yük bir tek kişiye yüklenmiş. Bu modelden elde edilen sonuçlar sayesinde birçok iyileştirme yapılmış sistemde. Fakat bence yine de çok yetersiz ve çok geç kalınmış.

Metrobüs sistemi tamamen acemice kurulmuş bir sistem. Durakların düzeni, yerleri, durak uzunlukları, alınan otobüsler, sefer sıklığı, otobüslerin arıza yapma sıklığı gibi birçok noksan olan yönü var. Çok basit bir örnek verelim. Mecidiyeköy durağına günün yoğun saatlerinde saatlik 2.500 yolcu geliyor. 3 ay öncesine kadar, bu sayıda (duraktan çıkan insan sayılarını bilmiyoruz, saatlik 1000 kadar kişininde çıktığını tahmin ediyorum) insan 4.5 metre genişliğindeki merdivenlerle durağa çıkıyordu. Bu merdivenler yapılırken ne düşünüldü bilmiyorum ama sonuç aşağıdaki fotoğraftaki gibi oluyordu.

Mecidiyeköy Durağı Altgeçiti

Sistem daha kurulmadan Mecidiyeköy durağında böyle bir yoğunluk olacağı belliydi. Ne yazık ki, 3.5 sene sonra nihayet o merdivenlere ek bir üst geçit yapıldı ve sorun aşıldı. İnsanlar ziyan olan vakitleri için ise yapacak birşey yok.

Ucuz Emek Türkiye’si

Evvelden beri yazmak istediğim bir konu vardı. 1 Mayıs İşçi Bayramı ile tekrar aklıma geldi. Öncelikle, 1 Mayıs günü kutlanan İşçi Bayramı veya resmi adıyla Emek ve Dayanışma gününün amacı nedir? Siyasi emeller dışında asıl amacı, bu bayram genel anlamda emeğe saygının gerekliliğini hatırlatmalıdır insanlara, bana göre.

Emeğe saygıyı çok geniş ele alacağım. Emeğe saygı sadece fabrika işçilerine daha iyi maaş, daha iyi çalışma şartları istemek demek değildir. Zaten, emekçi deyince akla sadece fabrika işçisi de gelmemelidir. Her gün, hepimiz farklı işlerde emek sarf ediyoruz. Bir ödev hazırlamak, proje yapmak yada sınava girmek dahi emek sarfetmektir bana göre – her ne kadar maaş karşılığında yapılmamış olsa da (ödevleri gereken önemi vermeden notlandıran, öğrenciyi ölçmede yetersiz, adaletsiz sınavlar hazırlayan İ.T.Ü’lü hocalarıma duyurulur).

Bu yazıyı yazıyorum, çünkü emeğe gereken saygıyı duymuyoruz. Günlük hayatımızda sürekli “emekçiler”le muhatap oluyoruz. Onların çalışma alanlarında bulunuyoruz. Ama birçok kez yaptıkları işlerin farkına bile varmıyoruz. Bir örnek, her sabah metrobüs duraklarında sigara içen – kanuna göre yasak ve uyarı levhaları bulunmasına rağmen – insanlar sigara izmaritlerini yere atıyorlar. Oysa o durakları dahi temizleyen insanlar var. Hatta, ülkemizdeki bütün sokaklar günlük temizleniyor. O kadar çok temizlik işçisi çalışıyor yani. Eğer sokakları hala pislik götürüyorsa, emeğe saygıda bir problem var demektir. Her gün okuldaki sınıflarda insanlar çay, kahve bardaklarını masaları üzerinde bırakıyorlar. Hatta bunları sıraların alt gözüne koymak adı konmamış bir adet haline geldi. Ama o sınıflarda her gün temizleniyor. Öğrencilerden, yaşça büyük, Ordu’lu emekli bir amca tarafından.

Meseleye diğer açıdan da bakmak lazım. İşveren açısından. AVM’lerde LPG kontrolü yapan güvenlik görevlileri, yine AVM’lerde kapılarda metal dedektörlerin ötmesine rağmen herkesin geçmesine izin vermekle görevli güvenlik görevlileri, okulumda bütün gün tek işi 2 TL alıp jeton vermek olan görevli, metrobüs duraklarında bütün gün küçük bir kabin içinde bilet satan görevliler, bunlar gibi acımasız işlerde çalışan bir çok insan… Acımasız işler diyorum, çünkü bu işler hiçbir beyin aktivitesi gerektirmiyor. İnsanlarla interaksiyon içermiyor. İş değişimi (job rotation), iş farklılaştırması (job differentiation) içermiyor. Ergonomik iş alanlarında görülmüyor bu işler. Böyle bir işte çalıştığınızı düşünün. Akıl sağlığınızı koruyabilir misiniz? Böyle işlerin toplumdaki sosyal statüsüne hiç girmiyorum bile.

İşverenler de, asgari maaş karşılığında, bir işçinin her türlü işi yapmak zorunda olduğunu düşünmemelidir. Asgari maaş alan işçi, işçidir. Köle değildir. 1 metrekare kabin içinde bütün gün beklemek zorunda olmamalıdır. Tüm gün tek bir insanla konuşmadan iş görmemelidir.

Biraz empati bütün bu sorunları çözer diye düşünüyorum (bir de başlıktaki durum değişir, emek pahalılaşırsa o zaman da çözülür bu işler).

Update 1: Bu yazıyı yazdıktan sonra farkettim ki gerçekten İstanbul’da sokakta çöp kutusu bulmak zor iş. Bir de artık belediyelerimiz şunu kabul etsin, insanlarımız fazlaca sigara içiyor. Özellikle sigara yasağından sonra sokakta içiliyor sigara. Sigara izmaritlerinin yere atılmaması için belediyelerin izmarit kutusu gibi çözümler üretmeleri gerekiyor.

Update 2: Bu yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hafta kadar sonra metrobüs’te bilet satanlar insanlarla ilgili bir yazı çıkmış Zaman gazetesinde. Hatta Gişe Memuru isimli bir film çekilmiş bu insanlar hakkında. Burada paylaşmak istedim: http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1134270&title=bir-metrekareye-sikisan-hayatlar