Ahmet Davutoğlu ile AKP, Hedef Türkiye 2023

AKP’de Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkmasının ardından başbakanlık için iki isim öne çıkıyor: Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül. Bana kalırsa, Ahmet Davutoğlu 28 Ağustos’ta Başbakan olup kabinesini kurmalı. Ve 2015 seçimlerine de AKP, Davutoğlu ile girmeli.

Neden Davutoğlu? Çünkü Tayyip Erdoğan’ın mazlumun sesi siyasetini ve kutuplaştırıcı politikasını o devam ettirebilir. Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca takındığı sakin siyasi tavrını dönüştüremeyecektir.

AKP gücünü Tayyip Erdoğan agresif tavrından aldı. Karşısına bir güç odağı alıp, ona saldırdı hep. Mazlumun, ezilmişin sesi oldu. Hep bir mücadele içinde oldu. Bu ilk başlarda asker ve ulusalcı kesimdi. İç siyasetteki düşmanlar güç yitirip, Tayyip Erdoğan tek muktedir pozisyonuna geldiğinde ise, faiz lobisi, İsrail ve paralel devlet gibi düşmanlar icat edildi.

Düşman değişse de AKP için sonuç aynıydı. Tayyip Erdoğan bu şekilde parti tabanını ve hatta toplumun tamamını diri tuttu. 

Şimdi AKP ve Tayyip Erdoğan’ın hedefi 2023. Bugünkü düşmanı ise dış mihraklar olacak. Reel bir düşman olmasa da bu bir şekilde ete ve kemiğe büründürülecek. Bu düşman BM Güvenlik Konseyinde veto hakkı olan beş büyük devleti ve İsrail’i yöneten küresel sermaye ve güç merkezi olarak lanse edilecek. Bu hayali/gerçek düşman hedefe alınarak “One minute!” denecek ve Ortadoğu halkları barışından, Somali’deki, Afrika’daki fakirliğin bitirilmesinden vesaire bahsedilecek. Tabii ki asıl amaç, toplumu diri tutmak, önüne bir ideal koymak ve 2023’e kadar hız kesmeden büyüyebilmek.

İşte bu siyaseti, Ahmet Davutoğlu başarıyla uygulayabilir. Abdullah Gül ise yumuşak ses tonu ve güleç ifadesiyle AKP’yi tepe aşağı yuvarlanma pozisyonuna sokacaktır.

Öngörülerim bunlardır, ömrümüz yeterse neler olacak göreceğiz…

Reklamlar

Namaz vs İçtima

Askerlik görevimin bitmek üzere olduğu son günlerde bolca boş vaktim oluyor. Uzun uzun kitap okuyorum. Tek başıma bir yerlere oturup boş araziye bakıp düşünüyorum.

Bugün askerlikteki içtimalar ile namaz ibadetinin arasındaki benzerlikler dikkatimi çekti. Afyon’lu hemşehrim imam arkadaşım ile de konuştuk biraz. O da hak verdi. Şöyle ki;

Askeriye de asker varsa içtima da vardır. Hiçbir birlik yoktur ki, içtima alınmasın. Dinde namazın farz ibadet olması gibi içtima almak da şarttır.

Askeriyenin müezzini nöbetçi çavuştur. İçtima vaktini haber verir, birliğin komutanı gelene kadar toplar askerleri.

İçtimada birlik içindeki bütün askerler geniş bir alana toplanır. Sayı alınır. Görevliler, içtimaya katılamayacaklar dışında herkes oradadır. Çavuş içtimayı hazırlar ve esas duruşta komutanın gelmesi beklenir.

Daha sonra aynı bir ibadetteki gibi ritüeller uygulanır. Rahat-hazır ol yapılır. Selam durulur, vs. Bu törensel işlem bitince, komutan o gün ne yapılacaksa söyler, askerlerine görev verir.

Bu kadar benzerlik aslında şaşırtıcı değil. Erken İslam toplumunun bir asker toplum olması nedeniyle namazın bir tür içtima olduğu bile söylenebilir. Hz. Muhammed’in seferlere çıkmadan önce cemaati (veya birliği) mescitte toplayıp, bir namaz kıldırdığı da bilinen bir gerçek. Barış zamanlarında ise (aynen bizim TSK birliklerinde olduğu gibi) namazın ardından Allah’tan gelen vahiyler ile emir ve yasakların tebliği, iş bölümü gibi şeyler de yapılırmış.

Şimdi merak ettiğim 2 şey var bu konu hakkında:

1 – İslam öncesi toplumda da namaza benzeyen aynı pratik amaca hizmet eden bir sosyal oluşum var mı?

2 – Günümüzde giderek bireyselleşen toplumumuzda, bireysel olarak kılınan namaz anlamve amaç olarak nasıl değişmiştir? 

 

Koşturmaca

Bugün aklıma geldi, bir baktım ki tam bir yıl olmuş buraya bir şey yazmayalı. En son yazdığım post’da Gezi olaylarından bahsetmişim 2013 yılının temmuz ayında. Bugün ise, tekrar bir şeyler yazmaya niyetlendim ve tam bir yıl sonra o günden buraya neler değişmiş diye baktım.

Bir yıl oldukça uzun bir süreymiş. Son yazdığım yazı ile bu yazı arasında sadece yazı tarzım ve kabiliyetim açısından bile çok farklar mevcut. Okuyarak ve yazmaya çalışarak kendimdeki değişimi hissediyorum.

Geçen bir yılda neler yaptım diye baktım. Düşündüm dakikalarca. Fakat çok fazla hatırlayamadım. Hani işte var ya klişe hasbihal konuşmaları. Ne yaptım sorusuna kendi kendime “koşturmaca” diye cevap verecek oldum. Üzüldüm.

Eski yazılarımı okudukça, baktım ki, yazdığım her yazıyı nasıl ve nerede yazdığımla ilgili canlı hatıralar var aklımda. Son yazımdan buraya geçen bir yılda ise bir anda hatırlayabileceğim pek bir şey yok.

Demek ki bu yüzden yazarmış insanlar…

 

 

Dilin Kemiği Yok

Gezi Parkı olayları hakkında kısaca yazmak istedim…

Olaylar Erdoğan’a yaradı. Dün Kazlıçeşme’de gelmiş geçmiş en büyük miting yapıldı. 500 bin kişi vardı, 1 milyon kişi vardı tartışmasına girmeyeceğim. Veya bedava otobüslerle insanlar taşındı demenin de bir önemi yok. Seçimlere daha 9 ay olmasına rağmen miting alanında heyecan üst seviyedeydi.

Neden?

Gezi Parkı direnişçileri hiç beklenmedik bir şekilde büyük bir destek aldılar. Yine hiç beklenmedik bir şekilde Erdoğan’a 10 yıllık iktidarı boyunca ilk defa geri adım attırdılar. Ama siyaseti Erdoğan kadar iyi bilmiyorlar.

Erdoğan’ın “plesibit” kartına gereken karşılığı veremediler. Direnişi zamanında bitiremediler.

Halbuki direnişi bitirip, bakın Erdoğan’dan nasıl da istediğimizi aldık diyebilirlerdi. Gövde gösterisi yapabilirlerdi. Bundan sonra bizden korkun diyebilirlerdi.

Demediler. Direnişe devam dediler. Plesibit çözüm değildir. Direnişimiz AK Parti iktidarına karşıdır diyerek söylem değişikliği yaptılar:

Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.

Halkın iradesi karşısında boynumuz kıldan incedir demeleri gerekiyordu. Ama onlar “istemezük” tavrına büründüler. Ve o andan itibaren halk desteği 1-2 gün içinde eridi, bitti.

Halk desteğinin azalmasıyla beraber, Erdoğan’ı haklı görenlerin sayısı da artışa geçti.

Mitingin adı bile “Milli İradeye Saygı” mitingiydi. Halkın gözünde Erdoğan demokrat, direnişçiler de anarşist oldu.

Erdoğan bu meseleyi de en az zararla halletti. Siyaseti en iyi bilen siyasetçilerden olduğunu bir daha kanıtladı.

1/77 Breivik Bir Masum Çocuk Eder Mi?

Norveçli katliamcı Anders Behring Breivik’e verilen hapis cezası baya ilgi çekiciydi. 77 kişiyi göz kırpmadan katleden bu canî acaba kaç yıl içeride kalacaktı? Cevap: 21 yıl. Şaşırtıcı bir sonuç tabii bu. İnsanın aklına ilk gelen Breivik’in her öldürdüğü kişi için yalnızca 3 aydan biraz fazla yatacak olması. Ama sonra dedim ki herhalde bir bildikleri vardır…

Bu yüzden ben de bilgim olmayan konularda yorum yapmak istemiyorum. Hiçbir salt veriye dayanmadan yapılan spekülasyonlar boş laftır. Norveçlilerin bir bildiği vardır diye düşünüyorum. Ama sonra Bekir Bozdağ’ın verdiği aşağıdaki röportajı izledim. Kendisi 23. dönem hükümetimizde başbakan yardımcılığı görevini üstleniyor. Aynı zaman da bir hukukçu.

http://www.haberler.com/bozdag-breivik-e-verilen-ceza-hakkaniyetten-ve-3890932-haberi/

İşte Bozdağ’ın konuşmasından alıntılar:

7 insanın katiline öldürdüğü insan başına 3 ay 27 gün hapis cezası verilmiş. İyi halden tahliye olması halinde 1 ay 17 günlük bir kişiyi öldürmenin karşılığı infaz yolunu açan bir karar. Bu karar, insanların adalete olan duygusunu zedelemiştir, inancını yok etmiştir. Bu karar aşırı sağcıları memnun eden bir karardır. Yeni Breivikleri azmettirici bir karar. Tahrik edici bir karar. Aşırı sağcıları başkaca cinayetler ve katliamlar gerçekleştirme konusunda cesaretlendirici tahrik edici bir karar. Onlara yol gösterici bir karar. Böyle bir karar olamaz. Yani 77 insanı öldürecek bir kişi, toplam 21 yıl ceza vereceksiniz. Her insan başına 3 ay 27 gün hapis düşecek. Yatarı da kişi başına bir ay 17 gün olacak. Bunu vicdanlar kabul etmez, adalet kabul etmez. Hiçbir şey kabul etmez.

Umarız ki bu konuyla ilgili Norveç yasama organı mevzuatını yeniden gözden geçirir. Bu tür radikal ve aşırı sağcı kişilerin yeni cinayetler işlemesine bu karar zemin hazırlamaz. Dileğimiz temennimiz o dur. Yeni Breivikler türemez, dileğimiz budur.

Ben kendi adıma verilen cezayı değerlendirirken “kişi başına şu kadar düşüyor” diye hesap yapmaktan kaçınmıştım. Fakat gördüm ki, Sayın Başbakan Yard. Bekir Bozdağ konuyu sadece bu yönüyle ele almış. Baya baya oturup bakkal hesabı yapmış şöyle olsa bu kadar düşüyor, böyle olsa bu kadar düşüyor diye…

Peki buradan soruyorum, ceza hukuku bu mudur? Hala ortaçağ insanı gibi kısas mı uygulamalı? Bir kişi 77 kişiyi öldürdü diye 21 yılı beğenmiyoruz, diyelim ki idam cezası almış olsa, her bir ölen kişinin hayatının değeri suçlunun hayatının 1/77 oranında mı değerlidir? Veya Behring müebbet hapis cezasına çarptırılmış olsa ve daha 55 yıl yaşasa yine her öldürdüğü kişi için yalnızca 8 aydan biraz fazla yatmış olacak? Peki bu mu daha doğrudur Sayın Bozdağ? Bu mu adalettir, hakkaniyettir?

Evet, ceza hukuku sanılanın aksine böyle bakkal hesabı ile ilerlemiyor. Verilen cezaların asıl amacı kamu vicdanını rahatlatmak, ölenlerin yakınları için intikam alma değil, suçluyu rehabilite edip tekrar topluma kazandırmak ve aynı suçların tekrarlanmasını engellemek. Basitçesi bu. Daha fazla yorum yapmak benim haddime değil. Ama en azından bakkal hesabına takılıp buradan ey Norveçliler, bakın yeni Breivikleri türeteceksiniz diye nida çekmedim. Bundan dolayı mutluyum.

Kaza

Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe trafik kazasında ölmüş…

Yakın geçmişte trafik kazalarında ölen insanların bir listesi yapılsa, bu ülke yollarda daha kimleri, neleri kaybetti bir bakilsa: milletvekilleri, bilim adamları, sanatçılar ve birçoğu haber bile olamayan zavallı vatandaşlarımız (günlük ortalama 8 kişi – bknz. TÜİK istatistikleri)…

Hala emniyet şeridinden gidip birkaç araç geçmeyi kar bilenler, kırmızı ışık ihlali yapmayı akıllılık sayanlar, ambulans peşinden gidenler, önünde hız limitiyle seyreden araca selektör yapanlar, emniyet kemeri takmamayı cesaret göstergesi sananlar, hatalı sollayanlar, sağlayanlar (!), yayalara yol vermek yerine üstüne üstüne sürenler, bisikletliye, motorbisikletliye yol vermeyenler, çocukların top oynadığı sokaklarda hız yapanlar,

ve DAHA NİCELERİ;

sizin yaşamınız değersiz olabilir, doğal seleksiyon sonucu bu toplumdan silinip gidersiniz umarım,

ama toplumun geri kalan saygılı fertlerine zarar vermeyin, gidin kendinizi yüksek bir binadan asağı atın daha iyi…

The (Purity) Ring

I recently watched the premiere of the 13th season of South Park.  Its title is The Ring. Although I love this show, I had never watched this episode. Like most episodes, this episode is full of metaphors and criticism of real stuff in the world.

In this episode, they criticize Disney and how Disney uses sex to attract teenagers’ attention and they work their way around it with their little tricks. Specifically, this episode focuses on Jonah Brothers and their purity rings. Jonah Brothers is a Disney band. It is what is called a boy band. Three attractive dudes with little artistic ability singing about love getting teenager American girls crazy… Disney has been criticized before for selling sex to teenagers. Other Disney Channel celebrities ended up getting a lot of criticism to Disney by their acts considered to be inappropriate by society (pre-marital sex, drugs, alcohol abuse). So, this time, Disney takes matters in hand and makes Jonah Brothers wear purity rings. Rings that symbolizes a vow to abstain from premarital sex. Obviously, Jonah Brothers wearing those rings and advertising their purity and faith makes it justified for Disney to keep selling sex to teenagers.

I watched some youtube videos about the band. Reading the comments below confirmed what the South Park episode claimed. All comments were, most probably, written by teeanger girls and they all went something like “joe looks rly hott in this video.. but hes always hott!” with nicknames like “MegaLove1994”.

Well, don’t take it from me! Take it from the boys in South Park. Watch the episode. And beware of the stuff your daughters watch on TV.

http://www.southparkstudios.com/full-episodes/s13e01-the-ring

And here is a link for a Jonah Brothers video on youtube.

http://www.youtube.com/watch?v=qM6JXZCm_yU