Kıyıya vuran çocuğun suçlusu ben değilim!

Ben değilim. Kıyıya vuran çocuğun suçlusu ben değilim. İnsanlık da ölmedi, kıyıya da vurmadı.

Fotoğraf çok etkileyici. İnsanın canını acıtıyor adeta. Üzülüyor insan. Hatta kahroluyor.

Ama bu olayın vebali benim üzerimde değil kardeşim.

Benim ülkem kapılarını ardına kadar açmış, bu insanların milyonlarcasını besliyor. Bunu da insanlık adına yapıyor. İyi de yapıyor.

Ama bir baba ve bir anne iki küçük yaşta çocuğu ile bir lastik bot üzerinde kaçmaya çalışıyorsa ve bu bot alabora olup da çocuklar ve anne boğularak ölüyorsa, bunun suçlusu neden ben olayım? Veya neden tüm insanlık olsun?

Bu insanları biz kovalamadık ki? Kendi istekleri ile ve bariz ölüm riskini göze alarak Almanya’ya kaçmaya çalıştılar. Ne yapalım yani, kaçanlara özel feribot mu tahsis edelim?

Reklamlar

2015 Genel Seçim Tahminlerim

2015 genel seçimlerinin yapılmasına 48 saatten az bir süre kaldı. Ben ve benim yaş grubumdaki birçok kişi için bu seçim şimdiye kadarki en kritik seçim olacak. Kişisel tahminlerime göre gerçekleşmesi muhtemel üç tane senaryo var. Bu senaryoların her birinin de doğuracağı sonuçlar birbirinden farklı ve ilerisi için getireceklerini öngörmek oldukça zor.

Bu senaryolardan ilki HDP’nin baraj altında kalması ve AKP’nin 300’ün üzerinde milletvekilini meclise sokması. Bu durumda kuvvetli bir AK Parti iktidarı ile devam edilecek. İkinci senaryo ise HDP’nin barajı geçmesi ve AK Parti’nin yine de 276 veya daha fazla milletvekilini meclise sokarak tek başına iktidar olması. Son olarak ise HDP’nin barajı geçmesi ve AKP’nin milletvekili sayısının 276’nın altında kalması ile koalisyon yönetimi zorunluluğunun oluşması.

Son bir senaryo daha var ki, cemaat çevrelerine yakın bir anket firmasına göre AKP oyları %40 seviyesinin altında kalacak ve bir MHP-CHP koalisyonunun iktidara taşınması mümkün olabilecek. Bu bence en zayıf ihtimal.

Kesin olan bir şey var ki, bu seçimlerde kan kaybeden taraf AKP olacak. 2011 genel seçimlerinde aldığı %49 dolaylarındaki oyu kabaca %45-40 seviyelerine düşecek.

Bu seçimler kritik olmasına rağmen seçmende daha önceki seçimlerdeki heyecanı göremiyorum. HDP seçmeni dışında diğer partilerin destekçilerinde yeterli heyecan yok. HDP seçmeni ise oldukça heyecanlı ve istekli. HDP oylarının tam baraj sınırında olması ve ilk defa bir “Kürt” partisinin 60 civarında milletvekili temsil edilebilecek olması onları heyecanlandırıyor. Bu sayede ben HDP’nin barajı geçeceğine inanıyorum.

HDP’nin barajı geçmesi durumunda ise kuvvetle muhtemel ki AKP %45’in üzerinde oy alamayacağı için 8 Haziran koalisyon pazarlıklarının yapılmaya başlandığı bir gün olacak. Kur piyasalarındaki son hareketi birçok analist koalisyon ihtimalinin kuvvetlenmesine bağlıyor.

Piyasalardaki bu harekete bakarak ben de diyorum ki, piyasalar boşuna hareketlenmez. Koalisyon ihtimali artık çok yakın.

Peki koalisyon felaket mi dir? Bence hayır. Türkiye ekonomisinin büyümesindeki yavaşlama artık yadsınamaz bir gerçek. Her ne kadar bu yavaşlama çoğunlukla yurtdışı kaynaklı da olsa, bu iktidar partisinin güç kaybetmesine sebep olacaktır. Yani bir koalisyon yönetiminin ortaya çıkması olayların doğal seyri gereğidir. Bu yüzden ekonomi üzerindeki etkisi çok sert olmayacaktır. İlk günlerde sert hareketler olsa da, ekonomi politikasında genel haliyle koruyacak bir ekonomi yönetiminin başa gelmesi ile piyasalara ihtiyaç duyulan güven verilebilir.

Sonuç olarak önce bir anket sonucunu paylaşacağım sonra da kendi tahminlerimi yazacağım. Benim tahminlerim ankete oldukça yakın olacak çünkü daha önceki seçimlerde anket sonuçlarının oldukça tutarlı olduğunu tecrübe ettim. Yine de HDP’nin tam baraj sınırında olduğu bir gerçek. Anketlerde kabul edilen yarımşar puanlık sapma durumunda dahi seçim sonucu tamamen değişecek. Bu seçimi böyle kritik yapan da bu zaten.

ANDY-AR şirketinin anket sonuçları (21-24 Mayıs tarihli):

AKP: %41,9

CHP:%25,8

MHP: %16,0

HDP: %10,7

Benim tahminlerim:

AKP: %43,2

CHP: %26,8

MHP: %15,2

HDP: %10,2

Seçim sonuçları belli olduktan sonra görüşmek üzere…

Ilımlı Suriye Muhalefeti ve Husiler

Gün geçmiyor ki İslam coğrafyasında yeni bir kargaşa yeni bir kavga başlamasın. Arap baharı denen olayların yaşanmasından bu yana Arap coğrafyası hep kışı yaşıyor. Suriye, Mısır, Libya, Irak ve şimdi de Yemen. Her birinin durumu diğerinden karışık.

Şimdi de Yemen’de Husiler meydana çıktı. Konuyla ilgili kısıtlı bilgi var. Husiler’in Şii olduğunu biliyoruz. Onun dışında Türkçe veya İngilizce okunabilen medyada konuyla ilgili çok fazla bilgi yok.

Yemen’deki olaylar uzun zamandır devam ediyordu.  Yemen Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi terketmek zorunda kaldığı haberiyle, olaylar Dünya gündemine girmiş oldu. Hemen ardından, başını Suudilerin çektiği bir grup ülke Yemen’i, Husileri, bombalamaya başladı. Türkiye’de bu koalisyon’a desteğini açıkladı.

Peki meşru bir hükümete başkaldırı, isyan ne zaman meşru olur? Suriye’de meşru sayılan ılımlı muhalefet, Yemen’de neden terörist olarak addedilir? Aralarındaki farklar nedir?

Şuan için aralarındaki tek fark mezhep gibi gözüküyor. En azından elimizdeki kısıtlı bilgiden elde edebildiğimiz sonuç bu. Umudum, bu koalisyon ülkelerinin tonlarca bombayı ve muhtemel bir kara harekatını yapmak için geçerli sebeplerinin olması.

Yine de bu yaşananlar, Yemen’de IŞİD örgütü benzeri aşırı bir hareketin oluşumunun tohumlarının atılması gibi. Maalesef…

Ahmet Davutoğlu ile AKP, Hedef Türkiye 2023

AKP’de Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkmasının ardından başbakanlık için iki isim öne çıkıyor: Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül. Bana kalırsa, Ahmet Davutoğlu 28 Ağustos’ta Başbakan olup kabinesini kurmalı. Ve 2015 seçimlerine de AKP, Davutoğlu ile girmeli.

Neden Davutoğlu? Çünkü Tayyip Erdoğan’ın mazlumun sesi siyasetini ve kutuplaştırıcı politikasını o devam ettirebilir. Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca takındığı sakin siyasi tavrını dönüştüremeyecektir.

AKP gücünü Tayyip Erdoğan agresif tavrından aldı. Karşısına bir güç odağı alıp, ona saldırdı hep. Mazlumun, ezilmişin sesi oldu. Hep bir mücadele içinde oldu. Bu ilk başlarda asker ve ulusalcı kesimdi. İç siyasetteki düşmanlar güç yitirip, Tayyip Erdoğan tek muktedir pozisyonuna geldiğinde ise, faiz lobisi, İsrail ve paralel devlet gibi düşmanlar icat edildi.

Düşman değişse de AKP için sonuç aynıydı. Tayyip Erdoğan bu şekilde parti tabanını ve hatta toplumun tamamını diri tuttu. 

Şimdi AKP ve Tayyip Erdoğan’ın hedefi 2023. Bugünkü düşmanı ise dış mihraklar olacak. Reel bir düşman olmasa da bu bir şekilde ete ve kemiğe büründürülecek. Bu düşman BM Güvenlik Konseyinde veto hakkı olan beş büyük devleti ve İsrail’i yöneten küresel sermaye ve güç merkezi olarak lanse edilecek. Bu hayali/gerçek düşman hedefe alınarak “One minute!” denecek ve Ortadoğu halkları barışından, Somali’deki, Afrika’daki fakirliğin bitirilmesinden vesaire bahsedilecek. Tabii ki asıl amaç, toplumu diri tutmak, önüne bir ideal koymak ve 2023’e kadar hız kesmeden büyüyebilmek.

İşte bu siyaseti, Ahmet Davutoğlu başarıyla uygulayabilir. Abdullah Gül ise yumuşak ses tonu ve güleç ifadesiyle AKP’yi tepe aşağı yuvarlanma pozisyonuna sokacaktır.

Öngörülerim bunlardır, ömrümüz yeterse neler olacak göreceğiz…

Koşturmaca

Bugün aklıma geldi, bir baktım ki tam bir yıl olmuş buraya bir şey yazmayalı. En son yazdığım post’da Gezi olaylarından bahsetmişim 2013 yılının temmuz ayında. Bugün ise, tekrar bir şeyler yazmaya niyetlendim ve tam bir yıl sonra o günden buraya neler değişmiş diye baktım.

Bir yıl oldukça uzun bir süreymiş. Son yazdığım yazı ile bu yazı arasında sadece yazı tarzım ve kabiliyetim açısından bile çok farklar mevcut. Okuyarak ve yazmaya çalışarak kendimdeki değişimi hissediyorum.

Geçen bir yılda neler yaptım diye baktım. Düşündüm dakikalarca. Fakat çok fazla hatırlayamadım. Hani işte var ya klişe hasbihal konuşmaları. Ne yaptım sorusuna kendi kendime “koşturmaca” diye cevap verecek oldum. Üzüldüm.

Eski yazılarımı okudukça, baktım ki, yazdığım her yazıyı nasıl ve nerede yazdığımla ilgili canlı hatıralar var aklımda. Son yazımdan buraya geçen bir yılda ise bir anda hatırlayabileceğim pek bir şey yok.

Demek ki bu yüzden yazarmış insanlar…

 

 

Kaza

Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe trafik kazasında ölmüş…

Yakın geçmişte trafik kazalarında ölen insanların bir listesi yapılsa, bu ülke yollarda daha kimleri, neleri kaybetti bir bakilsa: milletvekilleri, bilim adamları, sanatçılar ve birçoğu haber bile olamayan zavallı vatandaşlarımız (günlük ortalama 8 kişi – bknz. TÜİK istatistikleri)…

Hala emniyet şeridinden gidip birkaç araç geçmeyi kar bilenler, kırmızı ışık ihlali yapmayı akıllılık sayanlar, ambulans peşinden gidenler, önünde hız limitiyle seyreden araca selektör yapanlar, emniyet kemeri takmamayı cesaret göstergesi sananlar, hatalı sollayanlar, sağlayanlar (!), yayalara yol vermek yerine üstüne üstüne sürenler, bisikletliye, motorbisikletliye yol vermeyenler, çocukların top oynadığı sokaklarda hız yapanlar,

ve DAHA NİCELERİ;

sizin yaşamınız değersiz olabilir, doğal seleksiyon sonucu bu toplumdan silinip gidersiniz umarım,

ama toplumun geri kalan saygılı fertlerine zarar vermeyin, gidin kendinizi yüksek bir binadan asağı atın daha iyi…